@FerhatEncu

Katır Sırtında Taşınan Ölüleri Unutursam Kalbim Kurusun

Hadi biz Kürdüz, katırların suçu neydi?’

Hadi biz Kürdüz, katırların suçu neydi?’

BAŞAK GÜNSEVER
GAZETECİ

Plastik çiçekler size ne kadar heyecan verebilir ya da kendini sevdirir? Farklı farklı ve rengarenk birçok yapma çiçeği düşünün, onları 17’si çocuk, 34 kişinin kabristanında yan yana dizilmiş mezarların üzerinde hayal edin! Neden yapma çiçek? Bilmiyorum, sormak da aklıma gelmedi. Derin bir sessizlik ve şaşkınlık içinde kabul ettim. Hiç sorgulamadım, ama içimin derinliklerinden o manzarayı görünce şu geçti; herhalde bu ölen insanlara o kadar büyük bir sevgi var ki yarım kalmış; herhalde onu bir şekilde tamamlamak ya da göstermek için böyle abartılı bir yol seçmişler. Belki de bir gelenek, bilemiyorum. Onlara çeşit çeşit renk sunmuşlar gibi…

İlk gördüğümde bu kadar etkilendiğim bu renk cümbüşünün tam tezatı olan siyah rengin ise bambaşka bir ağırlığı vardı kabristanda. Gitmeden önce biliyordum, aradan bir yıl geçmesine rağmen Roboskili kadınların matemlerine hala devam ettikleri için yalnızca siyah renkte giydiklerini… Ama orada o renklerin birbirine olan bu zıtlığı, acının derinliğini gösteriyordu bize.

Mateme devam etmelerinin sebebi, yaslarıyla hayatın gerçekliğinin arasına çekebilecek bir çizginin hala çekilmemiş olması. 28 Aralık 2011’de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı F-16 uçaklarının bombalaması sonucu 34 kişinin öldürülmesinden bu yana geçen bir yılda henüz yargılamalara başlanmış değil. Aslında henüz bir fail bile ortaya çıkarılmış değil!

Roboski katliamında kardeşini ve 24 yakınını kaybeden Roboski’ye Adalet Platformu sözcüsü Ferhat Encü yaptığımız ayaküstü söyleşide bize Meclis çatısı altında kurulan TBMM İnsan Hakları Uludere Alt Komisyonu’nu hatırlatıp “Bu komisyon insanları umutlandırdı. Ama İhsan Şener’e de (Komisyon başkanı, AKP milletvekili) söyledim, samimiyetine inanmıyorum. Uluslararası tepkiyi ve kamuyu tepkisini azaltmak için kurulan bir komisyon bu” diye eleştirdi süreci.

Biz bir grup feminist kadın, İstanbul’dan Bujeh (Gülyazı) köyüne katliamın birinci yıl dönümünde ailelerle dayanışmak ve katliamı lanetlemek için gittik. Sonrasında da ailelerin evlerine ziyarette bulunduk. Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Bujeh köyü, 90’ların başında köy yakmalarla yerlerinden edilmiş insanların yerleştiği bir bölge. Bu bölgeye toplam 3 köy yerleşmiş. Roboski de yanında yer alan ve katliamda ölenlerden bir kısmının yaşadığı bir diğer köy.

Etrafı dağlarla çevrili bu köylerin insanları yıllarca geçimini sınır ticareti ve koruculukla sağlamış. Sınıra oldukça yakın yaşayan bu insanların akrabalarının bir kısmı da sınırın berisinde yaşıyor. Anmadan sonra şehir dışından gelenleri evlerine davet eden Gülyazılılardan, gittiğimiz evin 25 yaşındaki kızı Nergis, sohbet ederken bize kendi hayatından bahsetti biraz. Aslında Kürt sorunu denen şeyin hiçbir politik cümleyle açıklanamayacak olan gerçekliğini anlattı. “Ben hala uykumdan silah sesleriyle uyanıyorum” dedi.

Çocukluğunu sürekli ateş altında geçirerek büyüyen biri olduğunu vakur bir şekilde anlatırken, ben bugün yeğenlerini TSK bombalarına kurban ettiğini düşünüyordum. Israrla barış demelerini anlamak makul geliyor da, bu tarafa geçince bunların hiçbirini yaşamamış, görmemiş insanların “canlarına okuyalım” diye inlemesi hiç makul gelmiyor! Fadile teyze, evin en büyüğü de ısrarla ‘barış gelsin, artık kimse ölmesin istiyorum’ diye tekrarlayıp duruyordu.

Bir insanın acısını anlama ve hak verme kronolojik evrimle şöyle olur diye düşünüyorum; anlamaya çalışmak, kendini onun yerine koymak, adını koymak, isyan etmek, saf tutmak ve değişmesini istemek… Bizde ise bu evrimi sekteye uğratacak denli kompleks bir karşı propaganda üretiliyor, tüm yaygın ve alternatif alanlarda… “Barış” lafı ne zaman daha gür çıkmaya başlasa, birileri hep sesimizi kısmak istiyor.

‘Kürtlerle savaşa ses çıkarılmıyor’

“Sence Roboski katliamı bir kırılma yarattı mı?” diye soruyorum Ferhat Encü’ye, “Kürtler açısından da Türkler açısından da kırılma yaşandı” diyor. Roboski katliamının Türk kamuoyunda da tepkiyle karşılandığını söyleyip Kürtler açısından yaşanan ‘duygusal kopuş’a ilişkin konuşuyor: “Kürtler yıllardan beri katliama uğruyor. Tarihte uğradıkları katliamları kafasında canlandıramıyorlardı, ama Roboski katliamını birebir yaşadılar” diyor. “Bu, Kürtler açısından bir kopuş ve dönüm noktası oldu.”

Duygusal kopuşun Kürtlerin Türklere karşı nefreti değil, devletin katliamcı zihniyetine karşı bir kopuş olduğunu söyleyen Encü, “Bizim, acımızı paylaşan insanlarla bir sorunumuz yok. Bugün Suriye’de bir batağa çekilmeye çalışıldığımız doğru. Ama buna ilişkin tezkereye ses çıkaranlar, Kuzey Irak tezkeresi çıktığında ses çıkarmıyorlar” diyor, Roboski katliamının Kuzey Irak tezkeresi kapsamında gerçekleştiğini konuşurken…

Peki katırların suçu neydi?

Ben ilk defa bölgeye gittim. Anmanın yasaklandığını biliyorduk ama Diyarbakır’dan kalkan otobüsle, 12 kez polis ve jandarma kontrolünden geçirilip yaklaşık 10 saatte Uludere’ye vardık. Biz gittiğimizde, oldukça tepede olan kabristana doğru akın akın insanlar çıkarken, kalabalıklar halinde akın akın inenler de oluyordu… Anmada konuşmalar oldu, bitti ama en son o çocukların yakınları ve anneleri kaldı. Mezarlarında fotoğrafları duran çok büyük bir kısmı çok küçük yaştaki çocuklar, köylerine gelirken bombalandılar ve bir yıldır da aklı, vicdanı olan herkes bunun sorumlularının ortaya çıkmasını ve bu halktan bir özür dilenmesini bekliyor.

Mezarlıktan köye, Gülyazı’ya indiğimizde bir arkadaşım, Berfo teyzenin ‘Hadi biz Kürd’üz, katırların ne suçu vardı’ diye konuştuğunu anlatıyor. Köye giden ve araştırma yapan uzman psikiyatristlerin hepsi, ısrarla oraya adalet gelmeden insanların bu tramvayla hesaplaşamayacağını ve hesaplaşmadan da hayatın olağan akışına dönemeyeceğini söylüyorlar. Köy meydanında kurulan çadırda Roboski fotoğrafları sergisini gezdiriyor bize 23 yaşında ölen Nadir Alma’nın ağabeyi Hikmet Alma. Fotoğrafları gösterip, aynı zamanda anlatıyor da. Fotoğraflar gerçekten insanların bir senedir neden ve nasıl yas tutabileceğinin açık kanıtı… Devletin esirgediği bir özür, bu insanların yaşamına mal oluyor ve tüm Kürt toplumunun devlete de, insanlara da olan güveni onulmaz bir şekilde yerle bir oluyor!

Bir de beni en çok etkileyen olay şuydu; en son onu da söyleyeyim. Katliamın vahametini yüzümüze vuran, anma sırasında okunan kaybedilenlerin isimleri oldu. Anmalara alışkınız, üniversitedeyken de, sonradan hayata karışınca da anmalara katıldım zaman zaman. Hep katledilenlerin isimleri okunur. Ama ben sanırım kendi kişisel tarihimde ilk defa beni bu kadar etkileyerek yaşadığım bir olayın anmasında, dakikalarca kaybedilen insanların isimlerini dinlerken buldum kendimi; çünkü çoktular! Bana yaşattığı duyguyu sizin de anlamanız açısından tek tek buraya da o 34 kişinin ismini yazıyorum: “Şivan Encü (13), Muhammed Encü (13), Bedran Encü (13), Erkan Encü (13), Orhan Encü, Savaş Encü (14), Serhat Encü (15), Celal Encü (15), Selahattin (Karker) Encü (16), Salih Ürek (16), Bilal Encü (16), Yüksel Ürek (16), Şerafettin Encü ( 17), Mahsun Encü (17), Cemal Encü (17), Vedat Encü (17), Aslan Encü (17), Özcan Uysal (18), Salih Encü (18), Adem Ant (19), Şirvan(Şêrvan) Encü (19), Nevzat Encü (19), Cihan Encü (19), Hüseyin Encü (20), Fadıl Encü (20), Seyithan Enç (21), Hamza Encü (21), Abdulselam Encü (22), Mehmet Ali Tosun (23), Nadir Alma (25), Zeydan Encü (25), Hüsnü Encü (20), Osman Kaplan (41), Selim (Selman) Encü (38)”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on Ağustos 3, 2013 by in yazılarım and tagged , , .
%d blogcu bunu beğendi: