@FerhatEncu

Katır Sırtında Taşınan Ölüleri Unutursam Kalbim Kurusun

Ferhat Encü, Roboski Katliamı’nı ve Sonrasını Anlattı!

Ferhat Encü, Roboski Katliamı’nı ve Sonrasını Anlattı!

 
 
 

Roboski (Uludere) katliamında içlerinde kardeşinin de bulunduğu 11 akrabasını kaybeden Ferhat Encü, katliamdan bu yana adaletin sağlanması için mücadele ediyor. Bu süreçte üç kere gözaltına alınan Encü ileMarksist.org için Sultan Yavuz görüştü. Encü, katliamdan bu yana yaşadıklarını ve Roboskili ailelerin adalet arayışını anlattı. 

Sultan Yavuz: Ferhat, malum katliamdan sonra 3. kez gözaltına alındın. Öncelikle neler hissettiğini bizimle paylaşabilir misin? Neler yaşadın bu süreçte? 

Ferhat Encü: Evet, 3 defa gözaltına alındım. İlk gözaltım bana çok insafsız, çok acımasız geldi. 34 insanı katledenlerin bir tanesi dâhi ifadeye çağrılmazken, ben kendimi hâkimin, savcının karşısında ve nezarette buldum. Bu bana çok dokundu ve büyük bir etki yarattı. Adalete olan güvenim büyük ölçüde sarsıldı. Eğer avukatım olmasaydı, orada şöyle haykırmak isterdim: “Ben bu ülkenin ne savcısını, ne hâkimini; ne bu ülkenin kanununu, ne de bu ülkenin kurallarını tanımıyorum ve ifade vermiyorum. Her ne cezasını kesecekseniz, kesin.” Evet, kafamda bunu tasarlamıştım ama avukatım böyle bir şey söylememin, hem benim açımdan hem de ailem açısından daha kötü sonuçlar doğuracağını söyledi. Ama bende oluşan psikoloji tam olarak buydu. Çünkü insan bu raddeye kolay kolay gelmiyor. Orada büyük bir katliam yaşanıyor ve bunu yapanlardan tek bir kişi bile tutuklanmıyor. Ama ben, herhangi bir mukavetim olmadığı hâlde, kendimi hâkimin karşısında bulduğumda, bana çok dokunmuştu. Bırakın adaleti, Türkiye’deki insanlığın öldüğünü hissetmiştim. 

Daha sonra, ikinci gözaltımda ise benim üzerimde hangi oyunların oynandığının farkına vardım ve beni susturmaya çalıştıklarını, bir açıdan bana bir mesaj verdiklerini gördüm: “Bak, konuşursan sana istediğimiz gibi davranırız” demiş oldular. Çünkü kamuoyunda çok tepki doğduğu için ve beni destekledikleri için beni içeride tutamadılar. Benim içeride olmam, onlar için çok büyük bir şeydi, ama bunu göze alamadıkları için böyle ara sıra “Belki korkar, mücadelesinden vazgeçer” diye düşünüyorlar. Aynı sebepten 3. kez gözaltına alındığım için, artık benim bir açığımı yakalamaya çalıştıklarını düşünüyorum. Öyle bir açık vermeyeceğim ve haklı mücadelem neyse, hukuk ve adalet çerçevesinde sonuna kadar elimden geleni yapacağım. -Tabii bu ülkede ne kadar geçerliyse- 


“Her açıklamadan sonra ailelerin yürekleri yeniden parçalanıyor” 

S. Y.: Şu anda Roboski’deki atmosferi bize tarif edebilir misin? İnsanlar ne hissediyor, neler yaşıyor? Sanırım bir baskı hissediyorlar ve bu da bir çekinme durumu yaratıyor? 

F. E.: Roboski’deki hava çok acıklı… İnsanların kanını donduracak bir atmosfer var orada. Evet, biraz da olsa devletten çekinme psikolojisi var. Hani, “34 kişiyi kaybettik, bari başka çocuklarımızı da kaybetmeyelim” düşüncesi var. “Gideni geri getiremiyoruz, bunlar da elimizden giderse ne olacak?” psikolojisi var. Ama bu, şu anlama da gelmiyor; devletin bütün istemleri ve yaptıklarına karşı hiçbir şey beklenmiyormuş gibi algılanmasın. Baskı ne kadar uygulanıyorsa, bir açıdan da onu o kadar bertaraf ediyor ve buna karşı direniyorlar. Bütün aileler de aynı görüşte. “Siz 34 insanı kaybetmiş ve acıları yaşamışsanız, 35. kişi olarak beni de ekleyebilirsiniz” düşüncesi her ailede var. Yani, bu psikoloji çekinmeyi ortadan kaldırıyor ve insanlar bu haklı mücadeleyi yürütmeye çalışıyorlar. Tabii, oradaki ailelerin katliamın olduğu günden beri sürekli aynı acıları hissettiklerini ve psikolojik olarak bir bunalımda olduklarını açık açık görebiliriz. 

Mesela yaşadığım bir anıyı anlatayım. Ankara’ya, meclise geliyorduk. Dönüşte, otobüsün içinde bulunan bir anne uyuyakalmıştı. Ücretli geçiş yerine geldiğimizde, arabalar geçerken çıkan o “tak” sesinde o anne irkilerek “Ne olur bombaları atmayın, ne olur parçalamayın bizi” diye haykırarak uyandı. Bu bir anlık haykırışla beraber, otobüsteki herkes gözyaşlarına boğuldu. Ben sık ağlayan bir insan değilim ama gözyaşlarımı tutamadım. Çünkü çok zor bir durumdu… Düşünün, bir “tak” sesiyle, yukarıdan F16’lar tarafından kendilerinin de bombalandığı hissine sahipler. Hafızası yerine gelmeyen, eskisi gibi davranamayan insanlar vardı ve her perşembe günü kabir ziyaretlerine gidildiğinde, bu acıyı tekrar tekrar yaşıyorlar. 

Bunun yanında da 151. gün geçmesine rağmen bir kişinin bile gözaltına alınmaması, bu psikolojiyi daha da arttırıyor. Özellikle insanca yapılmayan açıklamalar –hayvanlara hakaret etmek istemiyorum- bu farklı varlıkların, faşizan zihniyetlerin açıklamaları ailenin yüreklerini daha çok yakıyor. Her açıklamadan sonra, bu ailelerin yürekleri yeniden parçalanıyor. 

“Medya, Emine Erdoğan’la evin içinde konuşulanları yansıtmadı” 

S. Y.: Emine Erdoğan, Roboski’yi ziyaret etti. Fakat medya bunu bir şova dönüştürdü. Roboski’de bizim ana akım medyada görmediğimiz ne oldu? 

F. E.: Ana akım medyanın, Kürtler söz konusu olduğunda nasıl da tek bir noktada birleştiklerini görebiliyoruz. Nitekim kendileri de bunu gösterdiler; olayı 14 saat sonra vererek. Ana akım medyanın dışındaki muhalif yayınlarda olayın görüntüleri canlı canlı verildiği hâlde, ana akım medya tarafından verilmedi. Verdiklerinde de “keşke vermeseydik” hâliyle verdiler. Roboski’deki katliamı bir sayısal veriye dökerek, bir iddia ile “Acaba PKK’li miydi? Kaçakçı mıydı, içinde PKK’li var mıydı?” gibi sıfatlar yerleştirerek bu olayın üstünü ilk başta örtmeye başlamışlar ve insani olmayan bir bakış açısıyla vermişlerdi. Bu medyanın hangi görüşün etrafında döndüğünü toplumun tüm kesimleri biliyor. 

Emine Erdoğan’ın oraya gelmesi ise sanki her şey güllük gülistanlık gibi verildi. “Hoş geldiniz” ve sarılmacalar şeklinde gösterildi. Öyle bir şey söz konusu değildi ve nitekim onu karşılama durumu ile ilgili bizim örf ve âdetimizde şöyle bir şey var; kim olursa olsun, geldiği zaman karşılamak mecburiyetine düşüyorlar. Bu, Erdoğan’ın kendisiyle ilgili değil yani. Bir nebze umutla, belki bu katliamı açacaklar, her şeyi tüm boyutuyla açacaklar diye ilk başta biraz sıcak davrandı ve el uzattılar. 

Medya ise sadece dışarıdaki görüntüleri verebildi. İçeride de medyadan insanlar vardı, ama acaba içeride olan biten diyalogları neden basına vermediler? Aileler ve Emine Erdoğan arasında olan diyalogları zaten basına yansıtamazlardı, çünkü ailelerin büyük çoğunun kini ve öfkesi vardı onlara. Haklı olarak bir öfke kusması oldu. Açık bir şekilde tüm anneler ve tüm kardeşler, Emine Erdoğan’a “Senin eşin bizim çocuklarımızı katletti, tazminat diyorsan eğer, izin ver de kızının bir parmağını keselim. Senin verdiğin tazminatın iki katını biz sana verelim. İmkânımız yok, ama toplayıp sana verelim” dediler. 34 canın bedeline karşılık, onun bir kızının bir parmağı… 

Evin etrafında bazı pankartlar vardı: “Emine Anne Hoş geldin.” O kesinlikle ailelerin düşüncesi değildi. Başbakan’ın eşi gelecek diye duyuruldu ve o pankartlar Emine Erdoğan gelirken, birden bire ortaya çıktı. İşte Emine Hanım’a “hoş geldin” deyip, 9 maddelik istekler sıralandı. Oysa bizim hep iki isteğimiz vardı: Bir, bu katliamı yapanların makamı, koltuğu, dini, dili, kültürü ne olursa olsun, hangi siyasi partiden olursa olsun, bunun derhal açığa çıkarılması ve adaletin önünde en ağır şekilde cezalandırılmasını talep ettik. 

İki: Bu bağlamda, yaşadığımız bu katliamın Türkiye’nin Kürt sorununa olan bakış açısının bir sonucu olduğunu gördüğümüz için, bunun insani değerler çerçevesinde Kürt sorununa acil bir çözüm talebiydi. Bunların dışında ne yapılırsa yapılsın, hangi fabrika kurulursa kurulsun, o köy Milan şehrine, Roma’ya dönüştürülsün bizim için herhangi bir farkı olmayacak. Biz bu taleplerimizi yazılı olarak kendilerine ilettik. Ama onun yerine hoş olmayan o 9 maddelik istekler koyuldu ve ana akım medyaya bu aşılandı. Tabii daha sonra bu olay herkes tarafından teşhir edildi. Bizzat televizyonda böyle bir şeyin olmadığını söyledim. Neticede Emine Erdoğan’ın ilk açıklamasına da baktığınız zaman ailelerin nasıl tepki gösterdiği ortaya çıkıyordu. Kendisi ikinci cümlesinde “Kimse bizi bölemeyecek” diye bir cümle sarf etti. Sen katliamın yaşandığı bir köye gelmişsin, “annelerin acısını paylaşacağım” diye. Bu cümleleri sana hangi psikoloji söyletti acaba? Eğer açıklamalara doğru bakarsak, suskunluğuna dikkat edersek, Roboski annelerinin Erdoğan’a “Hoşgeldin efendim” diye bir tavrı olmadığını görürüz. Zaten hoş karşılanmadığı için, geldiği günden bu yana bir kere bile ağzından “Roboski” çıkmadı, bunu da görmek gerekiyor. 

S. Y.: Çok şey yazıldı, çizildi. Sen dışarıdan baktığında bu yorumlar hakkında ne diyorsun? 

F. E.: İlk başlarda bazı televizyon programcıları çıkıp, ulusal kanallarda yorumlar yapıyorlardı ve o yorumlara bakarak insanlığımdan utandım “Bu kadar da olmaz ki!” diye. Bu katliama bu kadar milliyetçi, bu kadar insafsızca yaklaşmalarına şaştım. Dışarıdan baktığım zaman bu olay sıradan bir katliam ve kaçakçıların vurulması olarak görülüyor. Ben ise öyle düşünmüyorum elbette. Bu katliam bir milattır. Bir kırılma noktasıdır ve bütün Kürtler için de böyle olduğunu görebiliyorum. Sadece gözlemlediğim ve okuduğum kadarıyla Kürtlerde şöyle bir şey oluştu: İster yatağında ister balkonunda otur, bir gece ansızın F 16’lar üzerine gelip seni bombalayıp, “Sen terör örgütünün bir üyesisin, sen kaçakçısın” gibi bir düşünceyle senin katlini vacip gösterir algısına kapıldılar. Elbette Kürt olmadığı hâlde bu katliamı ciddi biçimde protesto edenler de oldu. Onlarda da öyle bir algı oluştu. Yarın bir gün bizi de bombalayabilirler, “Sen solcusun veya sen bizim gibi düşünmüyorsun, onlar gibi düşünüyorsun” suçlamasıyla karşılaşıp, aynı F 16’lar bizi de bombalayabilir algısı oldu. Ben bunu gözlemledim. 

Medya bu olayın üstünü örtmeye çalışırken, Amerika’da Wall Street Journal’da çıkan iddialar üzerinden bu katliam yeniden gündeme geldi ve algılar değişti. Özellikle aydınlar tarafından bu algı değiştirildi ve gündemde kalmayı sürdürdü. Bundan da umutluyum ben. 

“Hükümetin ve devletin ilgisizliği aileleri daha fazla yaraladı” 

S. Y.: Sence hükümet en başından beri ne yapsaydı işler bu raddeye gelmezdi? 

F. E.: Bir kere katliam olduğu gece, koşulları da düşündüğümüzde, bunun çok önceden planlanmış bir katliam olduğu ortaya çıkıyor. Tabii bu katliamı yaptıktan sonra, bu kadar acımasız bir şekilde davranılması, ikinci bir katliamı yapmış oldu. Şu yapılabilirdi; bu katliamı bilerek değil de, bunu bir hata olarak bize lanse edip, en azından o gece biraz insaflı bir şekilde davranabilirdi. -Tabii katliamı yapanlardan da nasıl bir insaf bekliyorsun ki? O da ayrı bir tartışma- O gece o ailelere yardım edilebilirdi. Tepkilerin bu kadar şiddetli olmaması için yerel yönetimlerin, idari makamların o ailelerin yanında olması gerekirdi. Askeri olarak değil de bir kaymakamlık olarak, Valilik olarak o ailelerin yanında olması gerekirdi. Şırnak’ta AKP milletvekili o aileleri temsil ediyorsa, kendini Şırnak milletvekili olarak görüyorsa, en azından ilçe kuruluşunun o ailelerin yanında bulunması ve yardım etmesi, tepkilerin biraz daha dinmesini sağlayabilirdi ama tabii bu şekilde yaklaşılmadı. Uzaktan seyretmeyi tercih ettiler. Sanki farklı bir pencereden bakmaya çalıştılar ve bu da aileleri daha fazla yaraladı ve tepkilerini arttırdı. 

“Roboski’yi Türkiye gündemine getirdiğim için beni susturmaya çalışıyorlar” 

S. Y. : Roboski davasında sen simge bir isim oldun. Orada yaşananları Türkiye geneline taşıyan, anlatan bir insan oldun. Olay sonrası yaşadıkların sence bundan mı kaynaklanıyor? 

F. E.: Evet, Roboski yıllardan beri baskı altında. Kendini ifade edemeyen ve o açıdan eksikliği olan bir yer olarak görülüyordu. “Biz her türlü zulmü uygulayalım, her türlü faşistliği yapalım, o insanlar kendilerini ifade edemez ki” şeklinde düşünüldüğü için, herhalde bunlar reva görüldü. Fakat ben artık korkuların yenilebileceği kanısındayım. Zulme karşı bir direnme, bir başkaldırı olduğu için -ki kendimden yola çıkarak bunu söylüyorum- artık o korkuların üstüne gidileceğini düşünüyorum. 

Ben ne tehditlerden, ne baskılardan korktum ne de boyun eğdim. Katliamın olduğu günden beri gelen heyetlerle bizzat görüştüm. Okuduğum için, biraz daha farklı bakabildiğim için aileler beni temsilcileri olarak görüp, “Bu insanlara bizim ne yaşadığımızı anlat, derdimizi anlat” diye bir görev verdiler. Bu şekilde, basın açıklaması olsun, görüşme olsun ben bu görevi üstlendim ve çok sefer bire bir tehdit edildim. O tehditlere karşı sürekli mukavemet gösterdiğim için beni gözaltına, tutuklamaya ya da farklı muameleye tabi tuttular. Roboski’yi Türkiye gündemine getirdiğim için, benim üzerime çok geliniyor. Susturmaya çalışıyorlar. Ama ben, bu amaçlarına ulaşabileceklerini sanmıyorum. Çünkü ben bu davaya şöyle bakıyorum. Kardeşim lise birden terkti. Ben ve diğer kardeşim üniversite kazanmıştık. Sırf bizi okutmak için kendi hayallerinden vazgeçerek, kendi hayatını bizim için feda etti. Ailenin tek çalışanı olabilmek için, geleceğini feda ederek bu işte çalışmaya başladı. Ben şunu gördüm; kardeşim benim için ölebiliyorsa ben de onun için ölebilirim, mücadele edebilirim. Diğer aile bireylerim için de savaşmam gerektiğini gördüm. Eğer 34’ün yanına bir mezar daha istiyorlarsa, benim için kazsınlar, çünkü beni ancak o şekilde susturabilirler. Ve şunu da ekleyeyim, o mezarın içinde de olsam, bu mücadeleyi veririm. Arkadaşlarım bana bu dava karşısında çok büyük bir destek veriyorlar, her gözaltı sonrasında gerek kamuoyundan gerekse çevremden, sivil toplum örgütlerinden benim bu haklı mücadelem için destekler geliyor. Ne kadar onurlu, ne kadar haklı olduğumu görüyorum ve bu beni en fazla mutlu eden şey. Hiç tanımadığım, ama kalbi benim için atan insanların olduğunu görmek, beni çok mutlu ediyor. O ailelerin adını bilmeyen ama sırf “Roboski” diye bir yer olduğunu bilip, destek veren vicdan sahibi insanlar, beni biraz daha sorumlu kılıyor. Çünkü diyorum ki, bu olayın içinde 11 yakınını kaybetmiş biri olarak ki, 34’ünü de tanıyordum, yüzlerine bakıyordum. Hiç tanımadığı hâlde birileri bu konuda kendini sorumlu hissediyorsa, ben daha da fazlasını yapmalıyım. Bu şekilde savaşıyorum ve başaracağıma inanıyorum. 

“Oraya koydukları sınır doğal değil, insani değil” 

S. Y.: Kaçakçılığın illegal olduğunu söyleyerek katliamı meşrulaştıranlar oldu. Oysa bu işin kendisi de oldukça zor. Ferhat, insanlar neden kaçakçılık yapıyorlar? 

F. E.: Türkiye hukuk sisteminde kaçakçılığın bir suç olduğu açık bir şekilde belirtilmiştir. Ben şöyle düşünüyorum. Eğer hakkın olduğundan daha fazlasını kazanıp rant sağlayabiliyorsan, kısa yoldan zengin olmak için yapıyorsan, bu başkalarının hakkını yemektir ve illegaldir. Ama sırf başka bir gelir kaynağı olmadığı için, iş olanağı yaratılmadığı için -kazma kürek seçeneği bile- bu işi yaptıklarını ifade edeyim. Orada herhangi bir rant sağlama, kısa yoldan zengin olma imkânı yok ve getirdikleri aslında herkes tarafından bal gibi bilinen şeylerdir. İki çuval şekerdir, çaydır, iki bidon mazottur ve bundan sağladıkları gelir 50 TL’yi geçmez. Şu anda Türkiye’nin her hangi bir yerinde, işyerinde çalıştığınızda rahatlıkla sağlayabileceğini düşünüyorum. Ama orada herhangi bir iş alanı olmadığı için haftada üç kere bu 50 lira için gidip geliyoruz biz. Bunu hem biz hem de karşı taraftaki aileler bir sınır ticareti olarak görüyoruz. 

Oraya koydukları “sınır” dedikleri çizgi ya da taş neyse, ne biz ne de atalarımız bu sınırı kabul etmedik. Bu sınırın doğal olmadığını, insani olmadığını yaptığımız işten dolayı göstermiş bulunmaktayız. Bu bir ata mesleğidir ve diğer ailelerimizle daha çok kaynaşıp, onlarla kopmamaya çalışıyoruz. Bu yüzden gidip geliyoruz. Kız alıp kız verdiğimiz zamanlar da oldu ve hâlâ da oluyor. Bunu böyle kullanıp, “onlar kaçakçıydı” diye bakılırsa, kaçakçılığın da kendi yasalarında hangi cezaya çarptırılacağı açık bir şekilde yazılmış. Eğer kaçakçılığa bunu reva görüyorlarsa, o zaman bir zahmet İstanbul Boğazı’nda gemilerle taşınan mazotlara da petrole de F16’ları götürsünler, onlar da kaçakçılık yapıyor. Her normal alışverişte, her yerde fiş kesiliyor mu? Günde en azından 2 liralık kaçakçılığı sen de yapıyorsun, ben de yapıyorum, o da yapıyor. O zaman onları da F16’larla bombalayalım, eğer kaçakçılığın suçu buysa, yapalım bir zahmet de biz de sesimizi çıkartmayalım. Diyelim ki kanunda bu var. Ama sen bunu yapmıyorsan, sırf o bölgeye ve Kürtlere bunu “yasa” diye dayatıyorsan, kusura bakmasınlar… İdris Naim Şahin’in, Başbakan’ın zihniyetinin gerçek yüzünü ortaya koyduğunu gördük. Bunun nasıl insafsızca yapıldığına tanık olduk. Bu insanların sırf kaçakçılar diye öldürüldüğünü gördük açık açık. Onların deyimiyle sırf “kaçakçılar diye biz bu insanları öldürdük”. Bu katliamın üstünü bu şekilde örteceklerini sanıyorlarsa, kimse buna inanmaz. 

“Kendini insan yerine koyan herkes bu katliama ses çıkarmalı” 

S. Y.: Senin katliamın muhatabı olarak devletten talebin nedir? Bu çerçevede Roboski’ye adalet isteyen diğer insanlara neler söylemek istersin? 

F. E.: Benim, devletten şu an hiç bir beklentim yok. Eğer bir devletin dilini ve dinini oluşturanlar, sırf kaçakçı oldukları için katlediliyorsa, bu devletten bir şey beklenmeyeceğini, eğer beklenirse çok inandırıcı olmadığını görmekteyiz. Ama Türkiye kamuoyundan, vicdan sahibi insanlardan beklentim var. Bunu sayısal bir rakam olarak görmesinler. Uludere ilçesindeki bir köyde şu kadar köylü öldürüldü olarak görülmesin, çünkü yarın bir gün koşulların değişmeyeceğini, onlara da aynı bombaların yağmayacağını kimse öngöremez. Olabilir, çünkü Roboski’de yaşanıyorsa bu katliam, Türkiye’nin her yerinde yaşanabilir. Farklı ülkeler tarafından da yapılabilir. Eğer sen buna ses çıkaramıyorsan, bu hakka sahip olamıyorsan, o zaman geldiğinde ve sen ses çıkardığında da, birileri de sana bir şeyler der ve sen mazlum olarak çıkamazsın. Benim demokrat insanlardan, vicdanlı insanlardan beklediğim budur. Kendini insan yerine koyan herkesten beklentim budur; ses çıkarmalarıdır. 

Bu insanların etnik kökenine, dini inançlarına bakmaksızın, sırf insan oldukları için yanlarında durup, bu acıları birlikte paylaşmaları bu ülkeyi daha huzurlu ve mutlu yapar. Biz aileler olarak, gördük ki, devletin zihniyeti bu davanın çözülmeyeceğini açık bir şekilde ifade etti. Bu şekilde adaletin yerini bulmayacağını düşünüyoruz ve bu meseleyi uluslararası bir boyuta taşıyacağımızı açık bir şekilde söyleyelim. Hakkımızı orada arayacağız, çünkü burada adalet sağlanamıyor. Olayın üzerinden 151 gün geçmesine rağmen tek bir adım atılmamış. Bunun aksine bir şeyleri örtmek için her türlü baskıyı, her türlü faşistliği, her türlü hakareti kullanarak, yasayı bize karşı kullanarak olayın üzerini örtmeye çalışıyorlar. Bu katliam için “figüran, dolap beygiri” gibi söylemleri kullanmaları, herhangi bir delile dayandırmadan onların örgüt üyesi olduklarını açık açık söylemeleri, bu ülkede adalet aramanın artık çok zor olduğunu göstermiştir ve biz artık Türkiye’de bir adalet olmadığını düşünüyoruz. 

Bu meselenin vicdani olarak bir insanlık suçu olarak görülmesini umut ettiğim için, Türkiye kamuoyunun vicdanına sesleniyorum. Ben bu ülkede gerçekten vicdan sahibi olan insanları görüyorum ve bundan mutluluk duyuyorum. AKP yalakalığını yapanlar da zannetmesinler ki her şey güllük gülistanlık… Eğer biz iman eden insanlar olarak ahretten bahsediyorsak, gerçek adaletin öbür dünyada, cennet ve cehennemde olduğunu düşünüyorsak, onlar için en büyük kabir azabı ve en büyük adalet orada gösterilecektir ve bunu da görmezden gelmesinler. Kendilerinin ne kadar Müslüman oldukları ortada tabii, ama eğer biz kendimizi böyle tanımlıyorsak, Allah’ın huzuruna çıplak çıktıkları zaman, “Roboski” dediği zaman, “34 insanın canı” dediği zaman onların söyleyecek sözü olmayacak. O 34 parçalanmış beden gelip de, onların yüzüne baktığı zaman onların diyecek sözleri olmayacaktır. Bu inancı taşıyorum ve onların ebedi cehennemde yanacaklarını düşünüyorum. Eğer insanlıktan bahsediliyorsa, ille de Müslümanlık olması gerekmez, hangi inanç olursa olsun bir karşılığı vardır, olması lazım. 

S.Y.: Teşekkürler Ferhat, senin ve Roboskili ailelerin yanındayız. 

F. E.: Ben zaten vicdan sahibi insanlar olduğunu biliyorum ve umutluyum bundan da.
(marksist.org – Sultan Yavuz) 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on Ağustos 5, 2013 by in Uncategorized.
%d blogcu bunu beğendi: